Besinlerle Sodyum Alımının Sınırlanması

Sofra tuzu (sodyum klorür) alımının sı­nırlanmasının yüksek tansiyon ile bazı kalp ve böbrek hastalıklarında olumlu bir etki yaptığı görüşü yeni değildir. Başlıca belirtisi vücutta su tutulması ve buna bağlı olarak derialtı dokularda su birikimi yani ödem olan hastalıklarda, tuz alımının sınırlandırılması gerektiği 20. yüzyılın başlarında belirlenmişti. Daha sonra, beslenmeden sofra tuzunun kaldırılmasının yeterli olmadığı, sodyumdan yana zengin gıda maddelerinin de beslenmeden kaldırılması ya da be­lirgin ölçüde azaltılması gerektiği ka­nıtlandı.

II. Dünya Savaşı’nı izleyen yıllarda uygulanan Kempner diyeti sodyumdan yana yoksul beslenme rejimlerinin en katısıydı. Bu diyet yağsız pirinç lapası, taze ya da pişmiş meyve, meyve suyu, şeker ve marmelata dayanıyordu; daha sonra tedavi sürecine su ve tuz atımını kolaylaştıran ilaçların (idrar söktürücüler) girmesiyle bu diyet biraz yumuşa­tıldı.

Günümüzde çok özel bazı olgular dışında, sodyum alımının çok sınırlayan katı beslenme rejimleri (günlük alımı 200 mg’yi aşmayan) uygulanmamakta­dır; orta derecede sodyum alımına (günde 500 mg) dayanan diyetler ise yüksek tansiyonun ve ödeme yol açan hastalıkların tedavisinde yaygın olarak kullanılmaktadır.

Ödemin oluşumuna sodyumun da rol aldığı değişik süreçler yol açar. Ama bütün bu süreçleri başlatan asıl neden hastalık nedeniyle böbreğin sod­yumu vücuttan atamaz hale gelmesidir; vücut sıvılarının yapışım sabit tutan mekanizma nedeniyle vücutta sodyum birikimine suyun atımının da azalması eşlik eder. Böylece hücre dışı bölümde sıvı birikir, bu da Ödemlerin oluşumu­na yol açar.
Ödemler önce bacaklarda ortaya çı­kar, daha sonra da bütün vücuda yayı­lır; bacaklarda ödemin en tipik belirtisi parmakla basıldığında ciltte iz kalmasıdır. Ödeme yol açan ve sodyumu en aza in­diren bir beslenme gerektiren başlıca hastalıklar şunlardır: Konjestif kalp yet­mezliği, böbrek yetmezliği ve karaciğer sirozu. Bu tür bir beslenmede şunlara özen gösterilmelidir:

• Sofra tuzunun kullanımının kaldırıl­ması. Kimyasal olarak sodyum klorürden oluşan sofra tuzunun 1 gr’si yakla­şık 400 mg sodyum içerir. Besinlere sodyum içermeyen başka maddelerle tat verilmelidir.
• Sodyum bakımından zengin gıda maddelerini yemekten kaçınmak. Süt et, balık gibi hayvansal kökenli gıdala­rın, tahıl, yeşillik, sebze, meyve gibi bitkisel gıda maddelerine göre daha çok sodyum içerdiklerini unutmamak gere­kir. Ayrıca enginar, kereviz, havuç, şal­gam, ıspanak ve lahana sık olarak tüke­tilen öteki yeşilliklere göre daha çok sodyum içerir.

Beslenmemizdeki en önemli sod­yum kaynaklarından biri de bazı gıda maddelerine koruma amacıyla eklenen sodyumdur. Örneğin ekmek ve bisküvi­ye, peynirlere, salam türü ürünlere ve salamura gıda maddelerine sodyum ek­lenmiştir. Konserve olsun ya da olma­sın kutuda korunan gıda maddeleri de sodyumdan yana zengindir.

Ayrıca sodyum klorür biçiminde ol­masa da sodyum içeren kimyasal bile­şikler bazı gıda maddelerinin hazırlanış ve korunmasında yaygın olarak kullanı­lır; bazı hazır unlu mamullerde disodyum fosfat; paketlenmiş (konserve) yi­yeceklerde monosodyum glütamat; don­durmaların yapışım yumuşatmak için sodyum alginat; marmelat, jelatin ve salçaların korunması için sodyum benzoat, peynir ve ekmekte küflenmeyi en­gellemek için sodyum propiyonat kulla­nılır.

Günde 200-500 mg’lik sodyum ora­nı son derece sınırlı bir rejim olarak ka­bul edilmeli ve yalnızca şiddetli ödemi olan hastalara önerilmelidir. Ayrıca içi­len suyun sodyum içeriği de göz önüne alınmalıdır; bu oran litrede birkaç mi­ligramdan 200 mg’ye kadar değişebilir. Bu tür diyetlerde günde bir kez et, balık ya da tavuk verilebilir; akşam yemeği ise yumurta şansı ile hazırlanmış sala­ta, muhallebi ya da marmelattan oluşa­bilir

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
sağlık